Eşber Kaya, Umut Yazıları

Tarımda plansızlığın bedelini tüm toplum ödüyor -Eşber Kaya

Geçen haftalar içerisinde AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Toprak Mahsulleri Ofisi’nin çiftçinin elinde kalan 1,2 milyon ton patates, 250 bin ton soğan, 750 bin ton çeltiği satın alacağı ve 81 ilde ihtiyaç sahiplerine ücretsiz dağıtacağı haberlere yansıdı. Özrü kabahatinden büyük ve her devrin mağduru AKP, kendi hatasının bedelini üretici ve halka ödetmeyi marifet bellemiş. Boş lafların ve hamasi edebiyatların patates ve soğan üzerinden de devam ettiğini gördük. Patates milliyetçisi hükümet; patates ve soğan taşıyan kamyonları bayraklarla donatıyordu.

Mağduriyetin her türlüsünü şova çeviren AKP iktidarının patatesten kahramanlık çıkarması aslında hiçbirimizi şaşırtmamalı. Ama hemen birkaç soru beliriveriyor kafalarda. Bu kadar ürün neden depolarda kaldı? Neden bu ürünler hak ettiği bedelle alınmadı? Elde kalan ürünlerin yaklaşık %70’inin zaten depolarda çürüdüğü doğru mu? AKP iktidarının sorumsuz ve patronlara hizmet etmeyi amaç edinen tarım politikalarının getirdiği plansız üretimin bedelini her seferinde üretici ödemek zorunda mı?

Açıkça anlaşılabileceği üzere AKP kendi kabahatinden kahramanlık devşirmeye çalışıyor. Tarımsal üretimin planlı bir şekilde gerçekleştirilmesi; üretilen ürünün değerinin korunması ve sağlanması açısından hayati öneme sahip. Ancak neredeyse 20 yıldır iktidarda olan AKP iktidarı için çiftçinin temel talepleri adeta görülmüyor, duyulmuyor.

Yıllardır halkın payına yoksulluk, sefalet ve zulüm düşüyor. İstanbul Valiliği açıklamalarına göre 164 bin haneye 10 kg kuru soğan 20 kg patates dağıtılacakmış. Toplamı 5 TL’ye mal olan 10 kg soğan, 10 TL’ye mal olan 20 kg patates dağıtınca, AKP bazı hanelere 15 liralık mutfak katkısı yaparak günü kurtarıyor. Halka 15 lirayı layık gören AKP, beşli çetenin İstanbul Havaalanı için ödemesi gereken 1 milyar 45 milyon euroluk kira ücretini almıyor.

Özelleştirme uygulamaları ile birlikte TÜGSAŞ, İGZAŞ gibi kimyasal gübre üreticisi kurumlar, Türkiye Zirai Donatım Kurumu, TEKEL, SEK, şeker fabrikaları gibi kamu idare ve denetimindeki tarımsal üretimi destekleyen kurumlar hükümetler tarafından adeta yok paraya elden çıkarıldı. Tarımsal üretimin sağlıklı bir şekilde devamı ve gıda güvenliğinin temini gibi temel stratejik konular hesaba katılmadan, adeta batan geminin malları dercesine yapılan özelleştirmeler neticesinde Türkiye, tarımda kendi kendine yeten bir konumdan çıkarak net tarımsal ithalatçı pozisyonuna sürüklendi. Bunun doğal sonucu olarak da tarımsal üretim ve arz noktasındaki belirleyicilik çok uluslu gıda tekellerine terk edildi (1).

AKP iktidarının sadakatle bağlı olduğu neoliberal politikaların gerektirdiği şekilde çok sayıdaki kamu iktisadi teşekkülü gibi çiftçi örgütlerinin iştirakleri satıldı. Durum böyle gelişince de üreticinin kendi ürettiği ürününü kendisi belirlemekten uzak kaldı. Yani çiftçi üyesi olduğu kurumlar sebebi ile piyasa belirleyicisi olamadı. Çiftçinin ürününü kendi maliyeti değil özel şirketlerin beklentileri belirler oldu.

1980 sonrası doruğa çıkan küreselleşme furyası ve neoliberal tarım politikalarının azgınlığı, tarımsal üretim ve desteklemelerde belirli bir politika çerçevesinde planlı olarak hareket etmek yerine; tarım sektörünü tamamen şirketlerin tahakkümüne teslim etti. Bu durum AKP iktidarı boyunca bilinçli ve siyasi bir tercih olarak hayat buldu kendisine. Planlı üretim ve desteklemeden vaz geçiş ile birlikte kamu tarımsal üretimden uzaklaşırken tarımsal üretimde öncelik ve piyasanın regülasyonu gıda tekellerinin denetimine girdi.

12 Eylül darbesinin ardından uygulanan bu politikalar sebebi ile tarım bir sektör olarak ticarileşirken, bu durumdan en büyük zararı aile tipi küçük işletmeler ve küçük üreticiler etkilendi. Neoliberal politikalara uygun olarak taraf olunan uluslararası sözleşmeler ile de ülkedeki tarımsal üretim mekanizması, tohumdan hasada kadar uluslararası tekeller ve imtiyazlı şirketlerin boyunduruğu altına girdi. Bu süreçte tarımsal üretim ülkede yaşayan nüfusun temel ihtiyaçları yerine şirketlerin önceliklerine göre şekillendirilerek halka ihanette başka bir boyuta ulaşıldı. 

Oysa tarımsal üretimin, desteklemelerin ve işletmelerin belirli bir planlama çerçevesinde örülmesi sağlanmış olsaydı şimdi çuvallar içerisinde patates soğan dağıtıyor olmak yerine; yıldan yıla artan ülke nüfusuna rağmen insanların gıda ihtiyaçları rahatlıkla karşılanabilirdi. Yine bu sayede tarımda neredeyse tamamen ithalatçı olmaktan kurtulmak mümkün olacaktı. Kamunun sermayesi özel şirket ya da ithalata harcanmayacak, yine halkın faydasına kullanılabilecekti.

AKP iktidarının tarımsal üretimde planlama yerine özel şirket patronlarının temennilerini öncelik olarak belirlediği artık kesin. Keza üreticinin bu durumun doğal bir sonucu olarak piyasada belirleyici olamadığı da. Durum böyle iken üretici ‘’lütfen’’ demek yerine, yarattığı örgütlülüklerle kendini sürece dayatmak zorunda. Bu amaca dönük olarak oluşturulan ya da var olan dernek, sendika ve kooperatiflerle üretici; neoliberal politikaların tarımı ticarileştirmesine engel olabilecek ve üretimi halkın yararına yeniden örgütleyebilecektir. Bunun sağlanamaması halinde ortaya çıkan sonuçlardan sadece üretici değil tüm toplum etkilenecektir. 

(1) http://umutgazetesi23.org/arsivler/30699

Paylaşın