Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Robert Fico’ya saldırı ve Ukrayna bağlantısı – Cenk Ağcabay

Avusturya-Macaristan Prensi Arşidük Franz Ferdinand 28 Haziran 1914’te Saraybosna’da bir saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti. Büyük bir savaş için senelerdir hazırlanmakta olan emperyalist bloklar bu saldırı üzerine hızla vaziyet aldı ve 28 Temmuz 1914’te Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı başladı. Ferdinand’ın öldürülmesi hazırlıkları yapılan savaş için sadece bir “gerekçe” oluşturdu. Ferdinand saldırıdan sağ olarak kurtulsaydı, savaş biraz gecikmeli de olsa yine yaşanacaktı. Savaşın gerçek nedenleri oluşmuştu ve savaşa katılan temel ülkelerin savaş planları yıllar öncesinden hazırlanmıştı.

Slovakya Başbakanı Robert Fico Çarşamba günü silahlı saldırıya uğradı ve ağır yaralandı. Fico’ya düzenlenen saldırının Batı basınında ele alınış tarzı ve ortaya konulan tepkilerin zayıflığı pek alışık olunmayan bir tabloyu ortaya çıkardı. “İyi oldu” demiyorlardı ama normal koşullarda seçilmiş bir başbakana düzenlenen silahlı saldırıya verecekleri tepkiyi de vermiyorlardı. Guardian gazetesi, Fico’nun saldırıya uğramasıyla ilgili haberinde, “Çarşamba günü vurularak yaralanan deneyimli siyasetçi Viktor Orbán’ın hayranıdır ve iktidarı korumak için giderek daha aşırı pozisyonları benimsemiştir. Slovakya’nın popülist başbakanı STK’lara ve savcılara yönelik saldırılarıyla tanınan iri yarı ve küstah bir siyasetçidir.” demişti.

Fico’ya çok kızgın oldukları hemen anlaşılıyordu. Fico’ya saldıran kişi 71 yaşında emekli bir güvenlik görevlisi. Onun hakkındaki bilgileri içeren haberlerde vurgu yapılan “barışçıl biri olarak tanınan” saldırgan ibaresi de dikkat çekiyordu. “Barışçıl biri olarak tanınan” saldırganın “milliyetçi söylemler” kullandığı, “Slovakya’daki Roman topluluğuna karşı yabancı düşmanı görüşler” dile getirdiği, bu görüşlerin Slovakya’daki faşist gruplar arasında yaygın paylaşıldığı haberin sonunda küçük ayrıntılar olarak belirtilmişti. Bazı video kayıtlarından saldırganın Slovakya’da düzenlenen Ukrayna yanlısı gösterilere katılan birisi olduğu da anlaşılmıştı. Haberlerde saldırganın Fico’ya politik nedenlerle çok kızgın olduğu belirtilmişti. Saldırganı böyle tanıtmışlardı ama gerçeklik çok zaman geçmeden netleşti. Saldırgan daha önce bir kitap yazmış ve kitabında Norveçli faşist katliamcı Behring Breivik gibi birinin neden kendi ülkelerinde yetişmediğini sormuştu. Breivik 2011 yılında Sosyal-Demokrat gençlerin kampına saldırı düzenlemiş 77 genci katletmiş, 242 genci yaralamıştı. Fico’ya saldıran faşist katilin siyasi kimliğini gizlemek için epeyce ter döktüler ama gerçekler inatçılığını bir kez daha kanıtladı.

Fico’ya duyulan kızgınlığı paylaşan Batı basınının yer vermediği bazı önemli unsurlar kızgınlığın gerçek nedenlerini aydınlatabilir. Fico Ukrayna’ya silah yardımı yapılmasına karşıydı. Seçim kampanyasında bu düşüncesini yüksek sesle savunmuştu. Konuya yaklaşımını şu sözlerle açıklamıştı: “Ben AB’nin büyük bir kısmının bilinçli olarak Ukrayna’daki savaşla ilgili bize büyük yalan söylediklerini düşünüyorum. Ve şunu söyleyebilirim ki, AB’ye üye ülkelerinin çoğu Ukrayna ve Rusya’dan nefret ediyor. Aslında Ukrayna sadece jeopolitik amaçlarla kullanılıyor, Rusya’yı ekonomik ve uluslararası alanda zayıflatmak, aynı zamanda ölüm (silah) tüccarlarının silah şirketlerine hizmet görevi görmektedir. Bu jeopolitik hedefler adına korkarım ki Batı, son Ukrayna askerine kadar Rusya ile savaşacak. Elbette hiç kimse bu ahlak dışı amaçları açıkça kabul etmiyor ama gerçekler bu. Ukrayna’ya askeri yardımı desteklemeyeceğim. Askeri operasyonların derhal durdurulması Ukrayna için elimizdeki en iyi çözümdür. AB silah tedarikçisinden barış yapıcıya dönüşmelidir.” AB üyesi bir ülkenin başbakanının bunları ifade etmesi elbette kabul edilemezdi. Sadece bu kadar da değildi, günahları çoktu, savaşın nedenleri hakkında şöyle ifadeler kullanıyordu: “Bunu yüksek sesle ve açıkça söylüyorum ve söyleyeceğim: Ukrayna’daki savaş dün ya da geçen yıl başlamadı. 2014 yılında Ukraynalı Naziler ve faşistler Donetsk ve Lugansk’ta Rus vatandaşlarını öldürmeye başladığında başladı.”

Tabii sadece bu görüşleri değildi ona kızgın olmalarının nedeni. O aynı zamanda bir tür “ajanlık” faaliyeti de yürütüyordu. Şubat ayında Paris’te düzenlenen Ukrayna konulu AB ve NATO yetkililerinin birleşik toplantısından sonra, “Atmosfer tamamen savaşçıydı: ne pahasına olursa olsun savaşa devam etmek ve savaşın sürmesi için her şeyi yapmak. Bir barış planı ya da barış girişimi hakkında tek bir kelime bile edilmemesi beni çok şaşırttı. Evet, Ukrayna’ya asker göndermeye hazır ülkeler olduğunu teyit edebilirim. Buna ‘asla’ diyen ülkeler de var ve Slovakya da bunlardan biri. Ve bu tür fikirlerin dikkate alınması gerektiğini söyleyen bazı ülkeler de var.” açıklamasını yaparak bir kez daha tüm okları üzerine çekmişti. Bununla da kalmamış, Ocak ayında Ukrayna’ya silah yardımını durdurmuştu.

Fico’ya yönelik saldırı Ferdinand’a düzenlenen saldırının sonucunu yaratmadı ancak bu saldırı Avrupa’nın ne derece tehlikeli sularda gezinmeye başladığının açık bir göstergesi oldu. Fico’nun söylediklerinin gerçekliğe tekabül ettiğini gösteren işaretleri savaş kışkırtıcısı Amerikan basınının haberlerinin içinde bile bulmak mümkün. New York Times gazetesinin son Ukrayna haberlerinde yer alan bir paragraf durumu olanca açıklığıyla ortaya koyuyor, Ukrayna ordusunun kahramanlıklarının anlatılmasından sonra şu ifadeler kullanılıyor: “Ukrayna’nın asker sıkıntısı, Rusya’nın geçen hafta ülkenin kuzeydoğusunda yeni bir saldırı hamlesi başlatmasından bu yana özellikle belirgin hale geldi. Saldırılar, Ukrayna ordusunu cephenin diğer bölgelerindeki birlikleri başka yerlere kaydırmak ve yetersiz personel rezervlerinden yararlanmak zorunda bıraktı.”

Ukrayna’nın asker sıkıntısı denilerek işaret edilen, Ukrayna ordusunun uğradığı ağır kayıplar. Yani Fico’nun “son Ukrayna askerine kadar savaş” biçiminde ifade ettiği gerçeklik. Ukrayna’nın insan kaynaklarının giderek erimekte olduğu artık müttefiklerinin basınında dahi ifade edilirken Avrupa’nın gezinmekte olduğu tehlikeli sulara bakmak gerekiyor. İngiltere askerlerinin Ukrayna’da sahada bulunduğu daha önce Alman Başbakanı Scholz tarafından açıklanmıştı. Scholz kendi askerlerinin Ukrayna’ya gitmeyeceğini söylemişti. Batı basınında yer alan yeni haberlere göre, NATO ülkeleri Ukraynalı askerlere eğitim vermek üzere NATO askerlerinin Ukrayna’ya gönderilmesini tartışıyor. Bu tartışmanın Ukrayna’dan gelen acil destek talebi nedeniyle başladığı bildiriliyor. Ukrayna NATO müttefiklerine 150.000 yeni askere ihtiyacı olduğunu, bunu hızla karşılayabilmek için eğitimcilerin ülkeye gelmesi gerektiğini söylemiş. Bu talebe olumlu yanıt verilirse, NATO’nun savaşın başlangıcında ifade ettiği bir kırmızı çizgi daha aşılmış olacak. NATO savaşın başlangıcında hiçbir NATO askerinin Ukrayna’ya gönderilmeyeceğini, bunun bir kırmızı çizgi olduğunu belirtmişti. NATO’nun doğrudan savaşa girmesi anlamını taşıyacak böylesi bir hamle Avrupa’nın doğrudan savaş içine çekilmesini beraberinde getirecek. Avrupa’nın Amerika’nın “görünmez” eliyle yavaş yavaş sıcak savaşa doğru çekilmekte olduğu bu gelişmelerle birlikte biraz daha görünür hale geldi. Savaşta yaşanan gelişmelerin en belirleyicisi, Rusya’nın bir dizi alanda ilerlemeye başlaması. Bu durum NATO’yu hızla bir karar alma noktasına getirdi. Savaşın kaybedilmesi, NATO sözcülerinin sürekli vurguladığı gibi, onlar açısından kabul edilemez bir sonuç. Ukraynalı vekillerinin içine girdiği açmaz, bu noktada acil kararlar almayı zorunlu kılıyor. Bu gelişmeler, Fransa devlet başkanı Macron’un bir süre önce Ukrayna’ya asker göndermenin göz ardı edilemeyeceği yönündeki sözlerinin neden sarf edildiğine de açıklık kazandırıyor.

Önceki dünya savaşlarında topraklarına savaş eli değmeyen ABD’nin nasıl kazançlı çıktığı biliniyor. Bolşevik önder Lenin 1919 yılında yazdığı bir yazıda, savaş sonrası oluşan ekonomik, politik ve jeo-stratejik ortamı değerlendirmiş ve savaşın asıl kazananının ABD olduğunu belirtmişti. Savaşın askeri olarak galipleri olan İngiltere ve Fransa’nın savaş sürecinde ABD’ye boğazlarına dek borçlandığını belirten Lenin, ABD’nin müttefiklerinden tefeci faizi sızdırmaya başladığını dile getirmişti. Öyle de oldu. Ukrayna savaşı ABD’nin silah ve enerji tekelleri açısından yeni bir sıçrama tahtası işlevi gördü. Avrupa’nın sıcak savaşın merkez üssü konumuna gelmesiyle ABD’nin ekonomik ve jeo-stratejik kazanımları daha da artacaktır. Ukrayna’da sahadan gelen haberler Ukrayna’yı vekil güç olarak kullananlar açısından iç karartıcı. New York Times habercileri sahadan şunları yazıyor: “Ukrayna güçleri için en büyük zorluk insan kaynağı. İki yılı aşkın süredir devam eden savaşta yıpranan Ukrayna ordusu, Rus kuvvetleri yeni seferber edilen binlerce askerle güçlenirken bile 600 millik cephe hattını etkili bir şekilde savunmak için yeterli sayıda asker bulmakta zorlanıyor. Hafta sonu Rus saldırısının boyutları netleştikçe Ukrayna ordusu yedek birlikleri konuşlandırmak yerine cephenin diğer bölgelerindeki birlikleri başka yerlere kaydırmaya çalıştı. Ukraynalı yetkililere göre bunun nedeni: Konuşlandırılacak çok az yedek asker var.”

Ukrayna devlet başkanı Zelenskiy dün yaptığı açıklamalarda durumu şöyle özetledi: “Personel takviyesi yapmamız gerekiyor. Çok sayıda tugay boş. Ordu asker toplamakta zorlanırken, savaşçılar da yorgun düşüyor ve rotasyon eksikliğine öfkeleniyor. Askerlerin normal bir rotasyona sahip olması için bunu yapmamız gerekiyor. O zaman moralleri düzelecektir.”

Ukrayna’da sahadaki durum en yetkili ağızdan böyle ifade edildi. Rusya devlet başkanı Putin beklenen Çin ziyaretini gerçekleştirdi. Rusya ve Çin arasındaki ekonomik ve askeri ilişkilerin daha da geliştirileceği iki devlet başkanının imzasını taşıyan ortak açıklama metninde vurgulandı. Çin devlet başkanı Şi Cinping’in Putin’le birlikte Çin Savunma Araştırma Merkezi’ni ziyaret etmesi Batılı yayın organlarında açık bir mesaj olarak kabul edildi. ABD ve AB liderlerinin Çin’e süreklileşen çağrıları Rusya’ya sunduğu desteği durdurmasıydı. İki devlet başkanının Çin’in en önemli askeri araştırma kurumunu ziyaret etmesi kuşkusuz ki sembolik değeri nedeniyle son derece bilinçli tercih edilmişti. Ukrayna savaşı Çin ile Rusya arasındaki ekonomik ilişkilerin hızla genişlemesini getirdi. Özellikle Avrupa şirketlerinden boşalan alanlar Çin şirketleri tarafından doldurulmaya başlandı. Rusya’nın Avrupa’ya enerji satışı durma noktasına gelirken, Çin ve Hindistan Rusya’dan petrol ve doğal gaz alımlarını yükseltti. Rusya’nın savaş sürecinde ciddi ekonomik sıkıntılar yaşamamasında en önemli faktör Doğu’yla olan ilişkilerini derinleştirmesi oldu. ABD ve AB’nin uyguladığı yaptırımlarla bir çöküş yaşaması beklenen Rusya ekonomisi ayakta kaldı. Yaptırımların etkisi Avrupa’nın merkez ülkelerinde daha fazla hissedilmeye başlandı. Fico’ya yönelik saldırı, Avrupa’da faşist hareketin yükselişinin yeni bir göstergesidir. Avrupa’da solun toplumsal ve siyasal etkisizliği, faşist hareketin sahte muhalif söylemlerle hoşnutsuzluğu sömürebilmesine olanak sağlıyor.

Paylaşın