Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Fransa seçimleri, Yeni Halk Cephesi ve İsrail – Cenk Ağcabay

Fransa’daki erken seçimlerde Yeni Halk Cephesi adını taşıyan sol ittifakın en yüksek oyu alması, faşist ittifakın 3. sıraya düşmesi Avrupa’da ve dünyada önemli etkiler yarattı. Burjuva Batı basını, Yeni Halk Cephesinin Gazze’de süregiden soykırım saldırılarına yönelik eleştirel tutumunu ön plana çıkarıyor. İsrail’de durumdan son derece rahatsız. Times Of Israel gazetesi Fransa’daki seçim sonuçlarıyla ilgili haberinde, “Sosyalist Jean-Luc Mélenchon, Filistin devletini tanıma taahhüdünde bulundu. Fransız Yahudilerin yüzde 92’si partisinin yükselen antisemitizme katkıda bulunduğu görüşünde” sözleriyle Yeni Halk Cephesi ittifakına yönelecek saldırıları haber verdi.

İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli’nin Fransa’daki seçim sürecinde faşist lider Le Pen ve faşist ittifaka sunduğu desteği ele alan bir haber İsrail’in Haaretz gazetesinde yayınlandı. Chikli seçim sürecinde faşist ittifakın propaganda videolarını paylaşmış ve İsrail basınına yaptığı açıklamalarda faşist ittifakı desteklemenin önemini vurgulamış. Başbakan Netanyahu’nun da kendisiyle aynı kanıda olduğunu söylemiş. Haaretz gazetesinin verdiği bilgiye göre, Netanyahu Chikli’nin faşist ittifaka yönelik destek mesajları ve kendisi hakkındaki sözleri hakkında herhangi bir yorumda bulunmamış. Chikli’nin seçim sürecindeki bu tutumu, Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından tespit edilmiş ancak herhangi bir girişimde bulunulmamış.

Seçim sonucunun belli olmasının ardından sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Chikli, seçimde en yüksek oyu alan sol ittifakın önderi Jean-Luc Melanchon için “Jeremy Corbyn’in Fransız versiyonu, 7 Ekim olaylarını kınamayı ve Hamas’a terör örgütü demeyi reddeden, kalbi ve ruhu İsrail düşmanı biri.” dedi.

Chikli Avrupa Parlamentosu seçimlerinden birkaç gün önce faşist partilerin oluşturduğu blokun bir etkinliğine katılmış. Bu toplantıda Le Pen ile fotoğraf çektirmiş ve Le Pen’i partisini anti-semitist gelenekten uzaklaştırdığı için övmüş. Chikli İsrail basınına yaptığı açıklamalarda, Macaristan’ın Fidesz, İspanya’nın Vox ve Portekiz’in Chega gibi faşist partilerinin liderleriyle “mükemmel” ilişkilere sahip olduğunu söylemekten gurur duyduğunu belirtiyor. Bunun gerekçesini şöyle açıklıyor: “Hepsinin ortak noktası İsrail Devleti’ne duydukları büyük sevgi. Ortak inançlarımız var: bir ulus-devlet; muhafazakar değerlere inanıyoruz.”

Chikli açık sözlü ve haklı. Faşist partilerle ortak değerleri paylaşmaları bir hakikat. Seçim sonrası yaptığı açıklamada, Avrupa’daki faşist partilerle paylaştıkları ortak değerler hakkında daha geniş bilgi veriyor. Ona göre, “İslami göç sorunlu. Radikal İslam başta Yahudiler olmak üzere bu ülkelerin geleceği için çok tehlikeli. Ulus devleti tehlikeye düşürüyor.”

Fransa Dışişleri Bakanlığının İsrailli bakanın seçim sürecinde geliştirdiği tutum hakkında bilgi sahibi olmasına rağmen, hiç ses çıkarmaması Siyonist lobinin Avrupa’daki etki alanının genişliğini gösteriyor. İsrail yönetiminin faşistlerle kurduğu derin ve güçlü ilişkiler sır değil ama bu düzeyde ve bu açıklıkla ifade edilmesi önemli. Seçim süreci boyunca Batı basınının bunu hiç konu etmemesi de yine Siyonist lobinin Avrupa’daki etki alanının genişliğinin bir başka göstergesi.

Fransa’daki seçimden çok kısa bir süre önce İngiltere’de de seçim vardı. Seçimi İşçi Partisi kazandı. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ın başarılı liderliği burjuva Batı basını tarafından övgüye boğuldu. Chikli Fransa’daki seçimden sonra yaptığı açıklamada sol ittifak lideri Melenchon’u “Jeremy Corbyn’in Fransız versiyonu” olarak değerlendirmişti. Övgüye boğulan Keir Starmer parti liderliğini Siyonist lobi merkezli bir “anti-semitizm” kampanyası sonrasında görevini bırakmak zorunda kalan Jeremy Corbyn’den almıştı.

Corbyn’in Siyonist lobi tarafından “anti-semitist” ilan edilmesinin nedeni, sömürgeci İsrail’in katliam politikalarını eleştirmesi ve Filistin halkının özgürlük mücadelesine destek sunmasıydı. Corbyn “anti-semitist” suçlamasıyla hedef alınmıştı ancak onun hedef alınmasının başta gelen nedenlerinden biri onun aynı zamanda neo-liberal politikalara karşı bir dizi halkçı-demokratik alternatif öneri geliştirmesiydi. Sosyal konutların arttırılması, ülkenin büyük servet sahiplerinin daha fazla vergilendirilmesi, kamusal hizmetlere bütçeden daha fazla pay ayrılması Corbyn’in geliştirdiği alternatiflerin ana başlıklarıydı.

Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi blokunun bu önerileri kuşkusuz ki kurulu düzen açısından kabul edilemezdi. Onu ve liderliğini yaptığı grubu işçi partisinden söküp atmak için kullanılabilecek en etkili unsur “anti-semitizm” suçlamasıydı. Kampanyayı geliştirdiler ve işçi partisinin yeni yönelişlerini sona erdirecek hamleleri art arda yaptılar. Corbyn ve yoldaşlarının perspektifleri silindi ve neo-liberal politikalara uyumlu, NATO yanlısı ve Filistin halkı düşmanı Starmer dönemi başladı.

Starmer’ın yöneteceği İşçi Partisi hükümeti daha önceki Muhafazakar Parti hükümeti gibi İsrail’e Gazze’de soykırım için sınırsız destek sunacak, bundan hiç kuşku yok. Zaten bunun için parti liderliğine getirildi. Starmer İngiliz işçi sınıfına, yoksullarına da aynı şiddetle saldıracak, bunda da hiç kuşku yok çünkü bu iki unsur birbirinden ayrılamaz biçimde bütünleşmiştir. Burjuva Batı basınında sergilenen Starmer’a yönelik övgü ile Fransa’daki Yeni Halk Cephesine yönelik kuşkuları aynı kapsam içinde ele almak gerekiyor.

İngiltere’nin sahte solcu Guardian gazetesi Fransa seçim sonuçlarını değerlendirdiği yazısında şunları vurguladı: “Solun ekonomik programı bir yandan yeni Avrupa mali kuralları gerçeğiyle, diğer yandan da sermaye piyasalarının şüpheciliğiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Bu da Yeni Halk Cephesinin bir kısmı için kabul edilmesi zor olabilecek bir gerçeklik kontrolü gerektirecektir. Birincisi, sol hükümet etmeye pek hazır değildi ve henüz güvenilir bir başbakana sahip değil. Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri ve eski cumhurbaşkanı adayı Jean Luc Mélenchon, NFP’deki en büyük gruba liderlik ederken, aynı zamanda koalisyon ortakları arasında en az tercih edilen aday.”

Sahte solcu Guardian’a göre, “sol hükümet etmeye hazır değildir.” Solun ekonomik programı Avrupa mali kuralları ile yüzleşmek zorundadır. Bunların anlamı, esas olarak Avrupa sahnesi sola ait ekonomi politikalarına kapalıdıra denk düşmektedir. Avrupa’da mevcut düzen sınırları içinde hükümete gelmek isteyen bir siyasi oluşum sermaye yanlısı, NATO yanlısı ve emekçi düşmanı bir programa sahip olmak zorundadır; Avrupa demokrasisinin sınırlarını bunlar oluşturur. Böyle olduğu için, olası bir Yeni Halk Cephesi hükümetinin yaratacağı sonuçlar tahmin edilmiştir. Bu konuda, Avrupalı ekonomistlerin yaptığı bir çalışmaya gönderme yapılmaktadır; buna göre, Yeni Halk Cephesinin seçim öncesi vaatleri 100 milyar ile 200 milyar Euro arası bir rakama ulaşmaktadır. Bunlar Fransa’yı vergi ve harcamalar konusunda Avrupa Birliği ile çatışmaya sürükleyecektir. Piyasalar bu gelişmeyi iyi algılamayacak Fransa ve Avrupa Birliği yeni bir krize sürüklenecektir.

Yeni Halk Cephesinin diğer siyasi ittifaklardan temel ayrımı tam da sözü edilen bu noktadadır. Sözü edilen rakamlar gerçektir. Yeni Halk Cephesi bu rakamı sosyal harcamalarda, toplu konut projelerinde ve yoksullukla mücadelede kullanmak istemektedir. Benzer bir program Jeremy Corbyn liderliğindeki İngiliz İşçi Partisi tarafından da hazırlanmış ve savunulmuştu. Avrupalı ekonomistlerin vergi ve harcamalar şeklinde ifade ettikleri işte tam da budur. Zenginlerin vergilendirilmesi ve sosyal harcamaların arttırılması. Bunlar Avrupa Birliği’nin kırmızı çizgileridir. Zenginler vergilendirilemez, sosyal harcamalar sürekli azaltılmalıdır. Bunları yapmayacak bir siyasi oluşum “hükümet etmeye hazır değildir”. Hazırlanması gerekir, tıpkı İngiliz İşçi Partisi liderliğinin değişiminde olduğu gibi. İşçi Partisi İngitere’de Starmer ile “hükümet etmeye hazır hale getirilmiştir”.

Fransa’daki Yeni Halk Cephesi şimdi bu zorlu sınavla karşı karşıyadır. Hükümet etmeye hazır hale gelecek mi, gelmeyecek mi? Guardian’ın vurguladığı, “Yeni Halk Cephesinin bir kısmı için kabul edilmesi zor olabilecek bir gerçeklik kontrolü gerektirecektir.” sözü yabana atılmamalıdır. Gerçeklik kontrolü olarak ifade edilen unsur, esas olarak ittifak için yer alan “Sosyalist Parti” cephesinin tutumu olacaktır. Sosyalist Parti için Boyun Eğmeyen Fransa’nın bazı politikaları “gerçeklik kontrolü”nden geçmeyecektir. Macron’dan önce Fransa’da siyasi iktidarı elinde tutan Sosyalist Parti’dir. Neo-liberal politikaların ve NATO yanlılığının en nadide ürünleri bu parti tarafından iktidar döneminde sergilenmiştir. Bu parti için sosyalizm sadece isminde yer alan bir sözcük olarak var olmuştur. Fransa finans-kapitali onun iktidar döneminde keyifli yıllar geçirmiştir. Bu kapsam içinde anımsanması gereken bir başka örnek Yunanistan’daki Syriza iktidarıdır. Syriza’da bir “gerçeklik kontrolü” testinden geçmiş ve programını reddederek Avrupa Finans-kapitalinin, NATO’nun çocuğu olmuştur.

Fransa’daki erken seçim, solun etkili bir siyasal mücadele yürüttüğü takdirde faşizmin yükselişine karşı ciddi barikatlar oluşturabildiğini göstermiştir. Hiç unutulmaması gereken nokta, bu barikatların ciddi siyasal tahkimatlarla donatılmadığında etkisiz kalacağıdır. Önümüzdeki günlerde Fransa’da alınacak siyasi tutumlar bu noktada belirleyici önem kazanmıştır. Sol ittifakın bazı unsurlarının siyasi krize çözüm üretmek kılıfı altında Macron’un temsil ettiği burjuva seçenekle ortaklığa yönelmesi kuvvetle muhtemeldir. Böylesi bir gelişme, sadece faşizmin zeminini güçlendirecektir. Faşist yükselişin önemli kaynaklarından biri, Fransa’da burjuva siyaset sahnesinin onlarca yıldır emekçi halk sınıfları için hemen hiçbir ciddi seçenek sunmamasıdır. Faşist hareketin burjuva siyaset alanına yönelik sahte muhalefeti onun yelkenlerini dolduran asıl rüzgardır. Seçimdeki etkin siyasi mobilizasyonun Macron’un temsil ettiği burjuva ittifakla bir uzlaşmaya kurban edilmesi, faşist hareketin yeni mevziler kazanacağı bir siyasal atmosferi yaratacaktır.

Paylaşın