Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Avrupa’da “Faşizm tehlikesi”, Ukrayna hariç – Cenk Ağcabay

Amerika’da başkanlık seçimleri yaklaşırken, başkan adayları arasındaki geleneksel tartışmanın ilki geçtiğimiz Perşembe günü gerçekleşti. Demokrat Parti başkan adayı Joe Biden ve Cumhuriyetçi Parti başkan adayı Donald Trump karşı karşıya geldi. Tartışma beklendiği gibi geçti. Trump’ın Biden’a yönelik saldırıları ekonomi, Ukrayna ve Gazze savaşı ve göçmen meselesine odaklandı. Trump Biden’ı Ukrayna savaşındaki tutumundan dolayı dünyayı 3. Dünya Savaşının eşiğine getirmekle suçladı. Zaman zaman boşlukla tokalaşan, zaman zaman törende yürüyeceği yolu bulamayan, isimleri ve tarihleri sürekli birbirine karıştıran Biden’ın sağlığı başkanlığa başladığı günden beri gündemdeydi. Bu kez doğrudan başkanlık yarışına girdiği rakibi tarafından tartışmada dile getirildi. Tartışma ABD siyaseti açısından önemli sonuçlar doğuracak gibi görünüyor.

Biden’ın tartışmadaki zayıf performansı en sıkı destekçilerini bile telaşlandırmış durumda. Biden’ın ve Demokrat Partinin en güçlü destekçisi ve medyadaki amiral gemisi olarak bilinen New York Times gazetesi editoryası tartışmayı ele aldığı başyazısına “Ülkesine Hizmet Etmek İçin Başkan Biden Yarışı Bırakmalı” başlığını koymuştu. Bu başlığı koymasının nedenini şöyle açıklamıştı: “Perşembe günkü tartışmada Başkan’ın Amerikan halkını, bir dönem daha üstlenmek istediği makamın zorlu taleplerini karşılayabileceğine ikna etmesi gerekiyordu. Ancak seçmenlerin bunun yerine açıkça görülebilen şeyleri görmezden gelmeleri beklenemez: Bay Biden dört yıl önceki adam değil. Başkan Perşembe gecesi büyük bir kamu görevlisinin gölgesi olarak göründü. İkinci dönemde neler başaracağını açıklamakta zorlandı. Bay Trump’ın provokasyonlarına yanıt vermekte zorlandı. Bay Trump’ı yalanlarından, başarısızlıklarından ve tüyler ürpertici planlarından sorumlu tutmakta zorlandı. Birden fazla kez, bir cümlenin sonunu getirmekte zorlandı.” Editorya, Trump’la mücadelede daha başarılı olma şansı yüksek başka Demokrat Parti politikacıları bulunurken Biden’ın kendini dayatmasının ülke için oynanan “pervasız bir kumar” olacağını düşünüyor. Yani Biden’a adaylıktan çekil çağrısı yapıyor.

En sağlam destekçisi tarafından bu ifadelerle anılmak ve adaylıktan çekilmeye davet edilmek sanırız Biden’ı da çok şaşırtmış olmalı. Oysa gazete henüz birkaç hafta önce, Rusya’nın Biden’ın çeşitli videoları üzerinden komplo teorilerine dayalı bir propaganda kampanyası gerçekleştirdiğini “ifşa eden” geniş haberleri manşetine taşımıştı. Biden’ın başarılarını sürekli olarak öne çıkarıyordu. Biden’ın tartışmada daha görünür hale gelen zayıflığının seçimleri ciddi olarak riske sokmasının Demokrat Parti’de ciddi bir huzursuzluk yarattığını New York Times’ın öne çıkardığı diğer haberlerden de anlamak mümkün. Demokrat Parti destekçisi büyük sermayenin huzursuzluğunu ele alan bir haberin başlığı: “Büyük Demokrat Bağışçılar Kendilerine Soruyor: Biden Hakkında Ne Yapmalı?”. Haberde görüşlerine başvurulan Demokrat Parti destekçisi büyük kapitalistlerin temsilcilerine göre, Biden’ın herhangi bir müdahale olmadan seçimden çekilmesini bekleyenler var. Bazıları Biden’ın kendiliğinden çekilmeyeceğini, bu nedenle bir müdahale gerekeceğine inanıyor. Biden’ın bazı destekçileri, onun tartışmada ortaya koyduğu istikrarsız performanstan sonra artık kapasitesiyle ilgili endişeleri geçiştirmesinin mümkün olamayacağını düşünüyor. NYT’daki bir başka haberin başlığı: “Biden’ın Tartışmadaki Performansı En Sadık Demokratları Bile Sarstı.” Gazetenin sıkı Biden’cı yazarları bile tek ağızdan konuşuyor. Lydia Polgreen’in yazısının başlığı: “Kamala Harris Bu Seçimi Kazanabilir. Bırak Kazansın”. Polgreen, Biden’ın adaylıktan çekilip yerini başkan yardımcısı Kamala Harris’e bırakmasını istiyıor. Jonathan Alter yazısının başlığına şu soruyu koymuş: “Demokratlar Biden’ı Nasıl Değiştirmeli?” Jamelle Bouie, Michelle Goldberg, Patrick Healy ve Bret Stephens adlı yazarlar, Demokrat Partinin Biden’ı değiştirmesi için “Çok Mu Geç” sorusuna yanıt arıyor. Demokrat Parti cephesinde etekler fena halde tutuşmuş durumda. Demokrat Partili eski başkan Obama, panik yapmayın, “Kötü tartışma geceleri olur” diyor.

Guardian gazetesi New York Times’ın Biden’a çekilme çağrısının önemini vurgularken Kamala Harris’in aday olması durumunda kazanma olasılığını tartışmaya açmıştı. Yani Biden’ın en güçlü destekçileri tek tek arkasından çekildiğini duyuruyordu. Guardian Harris’in kazanma olasılığı bulunduğunu ancak Demokrat Parti’nin çok daha güçlü adaylar çıkarma potansiyeline sahip olduğunun altını çiziyordu. Anlaşıldığına göre, Biden’ın zayıf performansı başka aday adaylarının sahneye çıkma arzusunu arttırmıştı ve Demokrat Parti kulislerinde hareketlilik başlamıştı şimdi düne kadar yere göğe sığdırılamayan “yaşlı adamın” sahneden atılma vaktiydi. Satır aralarında valilik görevlerinde büyük başarılara imza atan kimi Demokrat Parti yöneticilerinin adı zikredilmeye başlandı. Oysa Demokrat Parti’de yaşanan siyasal sarsıntının kaynağı, akli melekeleri sorgulanmaya başlayan “yaşlı adam” değil; Ukrayna’da daha fazla insan ölsün, daha fazla yıkım olsun diye aktarılan milyarlarca dolar, İsrail soykırımı büyütsün diye gönderilen tonlarca gelişmiş silah ve milyarlarca dolara karşın işyerinden çıkan Amerikan emekçilerinin eve gitmek yerine ailelerinin temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için “yiyecek yardım merkezleri”nin yolunu tutmaları.

Son haftalarda Batı siyasetinin bir başka “kumarbazı” olarak anılmaya başlayan Fransa devlet başkanı Macron’un erken seçim kararıyla “faşizm tehlikesine karşı” tüm burjuva siyaset alanını arkasında toplama taktiği yeterince verimli sonuçlar üretememiş görünüyor. Son kamuoyu araştırma sonuçlarına göre, faşist Ulusal Birlik Partisi halen açık ara önde görünüyor. Macron’un geçen hafta yaptığı açıklamalarda, seçimi kendisinin liderliğini yaptığı merkez siyaset kazanamazsa, Fransa’da “iç savaş tehlikesi doğacağı” sözleri yeterli etkiyi yaratamamış. Son birkaç senedir, faşist ulusal Birlik’in lideri Le Pen Ukrayna savaşına verilen desteğe karşı çıktığı için bir “Putin kuklası” olarak tanıtılıyordu. Le Pen’in partiyi yönetme yetkisi verdiği genç lider Jordan Bardella seçim kazanıldığı takdirde yüksek olasılıkla başbakanlık görevini devralacak. O geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda, Ukrayna’ya sunulan desteğin kendi iktidarlarında artarak devam edeceğini belirtti. Avrupa’yı Putin’e teslim etmeme kararlılıklarını vurguladı. Daha önce İtalya’da Meloni örneğinde görüldüğü gibi, muhalefetteyken savaş politikalarına, emekçilere yönelik kemer sıkma paketlerine karşı çıkan faşist partiler iktidara geldiklerinde “merkez” siyasetin temel uygulamalarını kendi söylemleriyle sürdürüyor ve bu da eşyanın tabiatına uygun. Burjuva siyaset düzleminde, emekçi halk sınıflarında birikmiş öfkeyi kendi siyasi kanallarında eritme işlevi görüyorlar. Trump’ın ilk döneminde uyguladığı politikalar bunun temsil edici bir örneğini oluşturmuştu. Biden’ın ise Trump’ın Çin’e yönelik saldırgan politikasını harfi harfine sürdürmekle kalmayıp daha da sertleştirmesi de bunun başka bir örneği olmuştu. Emekçiler üzerindeki ekonomik ve siyasi baskıyı arttırmakla, emperyalist hegemonyann yeniden daha güçlü tesisi için yürütülecek saldırganlık politikaları ABD ve AB emperyalizminin temel yönelişlerini oluşturuyor ve burjuva siyaset düzlemi içinde var olan siyasi aktörlere hareket alanlarının sınırlarını gösteriyor.

Faşizm tehlikesi dillerde ve fakat bu hafta Ukrayna’da yaşanan ve sessizlikle geçiştirilen bir olay meseleye bir de bu açıdan bakmayı gerektiriyor. Ukrayna’nın namlı faşistlerinin oluşturduğu Azov Taburu 2015 yılından beri Ukrayna ordusunun kurumsal olarak parçası. Azov Taburu, beyaz üstünlüğünü savunan ırkçı-faşist ideolojinin önde gelen temsilcilerinden. Tarihsel köklerini 2. Emperyalist Paylaşım Savaşında işgalci Nazi ordusuyla işbirliği içinde büyük katliamlar gerçekleştiren Stepan Bandera liderliğindeki faşist harekete dayandırıyor. Bu faşist çetelerin komünistlere, Yahudilere ve Polonya asıllı Ukraynalılara karşı gerçekleştirdiği katliamlar çok iyi biliniyor. Azov Taburu senelerdir şimdi “faşizm tehlikesi” diye bağıran ABD’deki Demokrat Parti, Fransa’da Macron tarafından silahlandırılıyor, finanse ediliyor ve siyasi olarak destekleniyor. Azov Taburu’nun gücünü ve nüfuz alanını görmek için Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin pazartesi günü yaptığı bir açıklamaya bakmak gerekiyor. Zelenskiy açıklamasında, Ukrayna ordusunun doğuda savaşan birliklerinin komutanı General Yuri Sodol’u görevden aldığını duyurdu. Yuri Sodol Ukrayna Ordusunun en önemli muharip birliklerine komuta ediyordu. Zelenskiy’nin bu açıklamasından bir gün önce sosyal medya hesaplarından mesajlar paylaşan Azov Taburu komutanı Bohdan Kroteviç, isim vermeden bir Ukrayna ordusu generali hakkında ağır ifadeler kullanmıştı. Bu komutanın Rus generallerinden daha fazla Ukrayna askerinin ölümüne neden olan bir hain olduğunu iddia etmişti. İhanetin ordunun tepesinden geldiğini yazmıştı. Talimatı hemen alan Zelenskiy gereğini yaptı, Sodol’u görevden aldı. Azov komutanlarının Ukrayna yönetimi üzerindeki etkisini gösteren bu örnek tabii olarak “faşizm tehlikesi” bayraktarları tarafından sessizlikle geçiştirildi. Zelenskiy Sodol’un yerine yeni bir general atadı. Kroteviç bunun üzerine yeni komutanı öven bir mesaj yayınladı. Kroteviç’in talebi üzerine yaşanan bu görev değişimi Ukrayna’da gerçek iktidarın kim olduğuna ilişkin önemli veriler sundu.

Paylaşın