Dünya, Kadın - LGBTİQ+, Umut Yazıları

Umut Özel | ‘’Bundan böyle isyancı Zapatista topraklarındasınız. Burada iktidar halktadır’’

DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, Zapatistalarla kaldığı süre boyunca edindiği deneyimleri gazetemizle paylaştı

Gazetemiz, DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki ile Saki’nin bir süre bulunduğu Zapatista topraklarında edindiği deneyimler üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi. Zapatistaların adalet anlayışına dikkat çeken Saki, Zapatista topraklarında hapishane sisteminin olmadığının altını çiziyor ve şunları söylüyor; ”Bir ceza yasaları yok, temel ilkeleri var. Bu temel ilkeleri de verilen zarar ne ise (topluluğa, kişiye, doğaya vb.) onun onarılması üzerine.”

Zapatistalı kadınların mücadelesine dair de gözlemlerini aktaran Saki, kadınların gerillaya katılımının yüksek olduğunu ve kadınların mücadelesinde erken yaşta ve akrabayla evlenmeye zorlanmanın ciddi bir yer tuttuğunu belirtiyor.

Özgül Saki ile gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

Umut Gazetesi: Zapatistalarla kaldığınız süre boyunca yaşadığınız deneyimleri bizimle paylaşır mısınız?

Zapatista devriminin -bildiğimiz üzere- örgütlenmesi 1983’lerde ama esasen Zapatistalar, 1994 yılında Kuzey Atlantik Anlaşması’na (NAFTA) isyan ederek, orada özerk bölgelerden Meksika hükümetini kovuyorlar ve oraya yerleşiyorlar. Bunun önemi şu ki; bu zamana kadar -özellikle Güney Meksika Chiapas’ta- ağırlıklı olarak Zapatistalarda ve diğer bölgelerde kolektif mülkiyet var, toprağın özel mülkiyeti yok ama NAFTA ile birlikte hükümet diyor ki ‘Hayır, burada özel mülkiyete konu olacak, tapu gösteremeyenlerin toprağı da devletin mülkü olacak.’ Yani aslında ciddi anlamda antikapitalist bir kalkışma var. O kalkışmada 7 farklı yönetim birimini isyanla kazanıyorlar, devrim aslında buradan başlıyor.

Umut Gazetesi: Bu isyan ve antikapitalist kalkışma süresince, kadınların mücadelesine dair neler söylersiniz?

Ben oraya gittiğimde (2017), sohbetlerde Zapatista devrimi Ocak’ta değil, Mart’ta başladı dediler. Neden? Çünkü, ‘’Kadın Devrimi Yasaları’’ diye Zapatistalı Kadınlar bir deklarasyon yayınlıyor. Bu deklarasyon hem hükümete hem de kendi içlerine yayınlanıyor.

‘’Kadınlar artık eşit, özgür ve onurluca yaşayacak.’’ diyorlar. Kadınların her alanda eşit temsiliyeti var. Başkanlık gibi bir hiyerarşik durumları yok, dönem dönem sözcüleri oluyor. Ancak en baştan beri çok sayıda kadın Zapatista ordusuna katılmak için başvuruyor. Çünkü tahmin edebileceğimiz gibi sömürgeci topraklar ve bulundukları yerlerde hem hükümet tarafından hem de kendi iç işleyişlerinde ayrımcılığa ve erkek egemenliğine maruz kalıyorlar. Bundan dolayı kadınlar en baştan beri gerilla olmak istiyor.

”Kadınlar biz yeni bir inşa yapacağız dediklerinde bu kolay olmuyor.”

Tabii ki 94’te biz yeni bir inşa yapacağız dediklerinde bu kolay olmuyor. Meksika hükümeti saldırıyor, epey çatışmalı dönemler geçiyor 2 yıl kadar. 96 yılında bir ‘’çözüm süreci’’ gibi barış görüşmeleri başlıyor.

Şimdi dünyada Zapatista denince ilk akla Marcos geliyor tabii ki ama oraya gittiğinizde görüyorsunuz; San Cristobal -Chiapas Eyaleti’nin merkezi sayılabilecek bir yer- işgalinden sorumlu kişi bir kadın, Ramona. O yönetiyor San Cristobal’ın işgalini. İki yıl sonra hükümetle Zapatistalar arasındaki görüşmeler olunca herkes Marcos’un masaya oturacağını düşünse de bir grup kadınla birlikte Ramona oturuyor. Zapatista topraklarında bulunduğum sürede, okullarda vs. karşılaştığım bütün kız çocuklarının çizdiği resimlerde Ramona vardı. Onun gibi olmak istiyoruz diyorlar. Yani en başından beri böyle bir yönelim içindelermiş.

Ama söyledikleri şöyle bir şey de var. Orada, buradan farklı olarak kadın hareketi-feminist hareket ayrımı yok sadece feminist hareket var. Çünkü kadınların, erkek egemenliğine karşı mücadele eden herkes feministtir gibi bir tutumları var.

Umut Gazetesi: Yeniden inşa ve günlük yaşamın örgütlenmesi anlamındaki gözlemleriniz nelerdir? Eğitim, hukuk gibi konularda Zapatistaların geliştirdiği sistemler nelerdir?

96 yılında bir anlaşma imzalanıyor: Yerli halklar tanınmış olacak ve Zapatista bölgesine saldırı olamayacak.

Onun imzalanmasından bir yıl sonra Meksika’da seçim oluyor, hükümet değişiyor ve yeni hükümet anlaşmayı tanımıyoruz diyor. Bunun üzerine Zapatistalar, biz San Andre Anlaşması’na uygun olarak yaşamımızı inşa etmeye başlıyoruz diyorlar ve devam ediyorlar. 2000’li yıllardan sonra özellikle enternasyonalizmi ve uluslararası dayanışmayı önemsiyorlar. En çatışmalı zamanlarda bile bütün dünyadan isyancılar ve devrimcilerle buluşmalar düzenliyorlar.

2000’li yıllardan itibaren karakol dedikleri bölgelerde kendi ilkelerine göre yaşam inşa etmeye başlıyorlar. Ben gittiğimde zaten bu biraz inşa olmuş gibiydi. Mesela Chiapas’ın her yeri Zapatista bölgesi değil, belli yerlere hakimler. Buralara gittiğinizde sizi kocaman bir tabela karşılıyor. ‘’Bundan böyle isyancı Zapatista topraklarındasınız. Burada iktidar halktadır, yönetim itaat etmek zorundadır.’’ Ve zaten o yazı olmasa bile başka bir yere geldiğinizi hissediyorsunuz.

Mesela eğitim anlayışları farklı yerli dilinde bir kavramla ifade ediyorlar, o kavram da bilme, düşünme, öğrenme hepsini içeren bir kavram. En mühimi ise zihinsel emekle beden emeği arasında ayrım yok. Çalışma ve eğitim meselesi böyle. Okullarda halkla birlikte toplantılar yapılıyor, ‘Neye ihtiyacımız var, Ne yapmalıyız’ hepsi o toplantıda konuşuluyor. Müdür veya idareci yok, eğitim çalışanlar var. Klasik bir müfredatları yok. Ve köyde uzmanlaşma yok. Orada yaşayanlar da bu tartışmanın parçası. Adalet anlayışlar farklı, hapishane yok bir ceza yasaları yok; temel ilkeleri var. Bu temel ilkeleri de verilen zarar ne ise (topluluğa, kişiye, doğaya vb.) onun onarılması üzerine. Tabii ki o kadar güllük gülistanlık değil. Ağır ‘’suç’’ -örneğin Meksika hükümeti ile işbirliği yapmak gibi- topluluktan atılma nedeni. Kadına yönelik suçlar meselesinde kadınlar toplanıyor ve karar veriyorlar. Ve kadınların aldıkları kararlar tartışılmıyor, uygulanıyor. Mesela ben oraya gittiğimde feministlerle, insanlarla sohbet ettiğimizde kadına yönelik suçların çok az olduğunu söylediler ve gözlemlerim doğrultusuyla da söyleyebilirim ki bu doğru.

Kadınların bizimle konuşmalarında şöyle bir durumdan bahsediyorlar; mesela, okuldaki bütün materyaller, ufacık bir şey, duvara asılacak bir tablo bile kadınların denetiminden geçiyor. Bir de ayrıca ders kitaplarını da kadınlar yazıyor. Bu da erkek egemenliği ile mücadele için çok önemli elbette. Kadınların gözlerinde gurur var, bu çok etkiledi beni. O yaratılan toplumu biz yarattık hali var bu çok güzel.

”Kadınlar hala, daha alacak çok yolumuz var diyor”

Tabii diyorlar ki biz koca Meksika Devleti’ne kafa tuttuk ama en içimizdeki cinsiyetçi iş bölümünü hala bitiremedik, hala kavga ediyoruz. Bunun için de alacak çok yolumuz var diyorlar. Bir de sağlık anlayışları, adalet anlayışları eğitim anlayışları vb. -orada ağırlıklı olarak Maya halkı var ama birçok farklı yerli topluluk da var- ve bu anlayışların deyimi ile bin yıllardır getirdikleri bir yaşam ritmi var. Bu nedenle kadınlar ‘Biz, Zapatistalar olarak zaten bunları aldık. Kapitalizmi ve bütün zaman-mekan algısını ortadan kaldırdığımız zamandan önce de bizim zaten deneyimimiz vardı. Ve biz şimdi onu bugünün ihtiyaçlarına göre düzenliyoruz. İşte bu noktada kafa-kol emeği ayrımı zaten yerli halklarda yoktu ya da cezalandırma denilen şey birisini kapatmak, tecrit etmek değildi, dolayısıyla bütün referanslarımız buradan geliyor. O yüzden bunlar aslında bizim devrimimizi devrim yapan şeyler değildi, bizim devrimimizi devrim yapan şey o topluluklardaki cinsiyetçi iş bölümünü ortadan kaldırmakla alakalıydı.’ diyorlar. Bunun için Zapatista deneyiminde kadınlardan doğru gerillaya çok fazla katılım var. Erken yaşta evlendirilmeye çalışılmak, akrabalarıyla evlendirilmeye çalışılmak gibi durumlarla mücadele çok önemli.

O yüzden de aslında Zapatistalı kadınlar, halklar bunu gururla taşıyorlar. Her sene 8 Mart’ta dağlarda 4-5 gün süren ‘uluslararası mücadele eden kadınlar’ buluşması yapıyorlar.

Paylaşın