Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

İsrail’in savaşı büyütme ve genişletme hamleleri – Cenk Ağcabay

İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırım saldırıları devam ederken hayatını kaybeden Filistinli sayısı 37 bini geçti. Son birkaç haftada Gazze’deki Filistin direniş güçlerinin ve Lübnan’dan Hizbullah savaşçılarının düzenlediği saldırılarda çok sayıda İsrail ordusu askeri de hayatını kaybetti. Siyonist savaş aygıtı aldığı her darbeden sonra savunmasız Filistinli kadın ve çocuklara yönelik yeni katliamlar düzenliyor. Gazze’yi Filistinlilerden temizlemek Siyonist savaş aygıtının temel amacı ancak aynı zamanda sivil katliamlarıyla Filistin halkının direniş iradesini kırmak ve topraklarını terk etmesini sağlamak temel yönelişidir.

Siyonist savaş aygıtının temel yönelişini daha iyi kavramak için son birkaç günde ortaya konulan bazı İsrail yanlısı görüşlere daha yakından bakmak gerekiyor. İlk olarak, İsrail Savunma Kuvvetleri sözcüsü Daniel Hagari’nin yaptığı açıklamadaki şu cümlelere bakmalıyız: “Hamas’ı yok etme, ortadan kaldırma işi… Bu sadece kamuoyunu yanıltmaktır. Hamas bir fikirdir, Hamas bir partidir. Onun kökleri insanların kalbinde; her kim Hamas’ı bertaraf edebileceğimizi düşünüyorsa yanılıyordur.” Bunları doğrudan İsrail ordusu sözcüsü dile getirdi. Yanıt gecikmeden İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ofisinden geldi: “Ülkedeki güvenlik kabinesi Hamas’ın askeri ve yönetimsel kapasitesini yok etmeyi savaşın amaçlarından biri olarak tanımladı, İsrail ordusu da bu hedefe elbette bağlıdır.” Netanyahu’nun ofisi ordu sözcüsüne bu yanıtı verdi ve İsrail ordusu yaptığı yeni bir açıklamayla, “ordu kabinenin belirlediği savaş hedeflerini yerine getirmeye bağlı” olduğunu ifade etmek zorunda kaldı.

İsrail ordusunun bu açıklamayı yapmak zorunda kalması, hükümete bağlılığını teyit etmesi, İsrail yönetim aygıtı içindeki çatlakların büyümekte olduğunu gizleyemiyor tersine bunu gözler önüne seriyor. İkinci olarak bakmamız gereken New York Times gazetesinde yayınlanan bir yazı. Bu yazıyı yazan Thomas Friedman Amerikan emperyalizmin en gür sesli savunucularındandır. Kurulu düzenin “organik aydın”ı olarak uzun yıllardır Amerikan emperyalizminin ve İsrail’in kararlı bir savunucusudur. Irak ve Afganistan işgallerinin en katı savunucularındandır. Sıradan bir yazar değildir. Bir ayağı sürekli İsrail’dedir, Siyonist yönetimin üst düzey yöneticileriyle çok yakın ilişkileri vardır. Onu bir gün Suudi Arabistan’da Veliaht Prens Selman’la yemek yer, bölge ve dünya hakkında konuşurken, bir başka gün Ürdün kralı tarafından ağırlanırken görebilirsiniz. Bölgenin önemli başkentleri ve yönetim merkezleri Friedman’ın sürekli ziyaret ettiği ve güçlü kabul gördüğü yerlerdir. Friedman Gazze’deki soykırım ve savaşın bölgeselleşmesinden duyduğu endişeleri NYT’deki köşesinde “Amerikalı Liderler İsrail Konusunda Kendilerini Küçük Düşürmeyi Bırakmalı” başlıklı şaşırtıcı yazısında paylaştı. Yazarının çok iyi bilinen Siyonist-emperyalist kimliği nedeniyle yazıdaki kimi vurgular çok şaşırtıcıydı.

Friedman İsrail’i yönetmekte olan onun deyimiyle “aşırı sağcı” koalisyon hükümetinin hayata geçirdiği savaş politikasından rahatsız, ona göre hükümetin savaş yönelişi İsrail’i “varoluşsal bir tehlike” ile karşı karşıya bıraktı. Friedman yazısında, İsrail’deki koalisyon hükümeti ilk kurulduğunda yazdığı bir yazıya atıflar yapıyor. Bu koalisyon hükümetinin kuruluşuyla “bildiğimiz İsrail yok oldu” tespitini yaptığını okuyuculara anımsatıyor. Gelinen aşamada, “İsrail’in karşı karşıya olduğu tehditlere karşı askeri ya da diplomatik bir çözümünün” olmadığının altını çiziyor. İsrail’e yönelik “varoluşsal tehditler”i şöyle sıralıyor: “İran Yemen’de Ensarullah, Lübnan’da Hizbullah, Gazze’de Hamas ve Irak’ta Şii milislerle İsrail’i bir mengene içine sıkıştırdı.” Gazze’de süren savaşın Lübnan ve Batı Şeria’ya yayılmasının yaratacağı büyük tehlikelere dikkat çeken Friedman, böylesi çok cepheli bir savaşın İsrail açısından “çılgınlık” olacağını düşünüyor. Hizbullah’ın elinde Hamas’ın sahip olmadığı balistik füzelerin varlığını gündeme getiren yazar, İsrail’i yöneten koalisyon hükümetinin Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında kalan Gazze’de dahil tüm topraklarda tam kontrol hedefine sahip olduğunu belirtiyor. Koalisyon hükümetinin uyguladığı savaş politikasının artık tüm dünya tarafından eleştirildiğini belirten yazar bunun yarattığı önemli tehlikelere dikkat çekiyor.

İsrail’in dostlarını memnun edecek bir hükümet değişimi ve “pragmatik merkezci bir hükümet” isteyen yazar, İsrail ordusunda genel kurmay başkanlığı da yapmış olan eski başbakan Ehud Barak’ın Gazze’deki soykırım hakkında Haaretz gazetesine yazdığı bir yazıya atıfta bulunuyor. Ehud Barak yazısında durumu, “İsrail ülke tarihindeki en ciddi ve tehlikeli krizle karşı karşıya. Bu kriz 7 Ekim’de İsrail tarihinin en kötü başarısızlığıyla başladı. Ve asker ve subayların cesaret ve fedakarlıklarına rağmen, ülke yönetimindeki stratejik felç nedeniyle tarihindeki en az başarılı savaş olarak görünen bir savaşla devam etti. Şimdi çok cepheli bir savaş tehlikesi büyüyor.” şeklinde değerlendirmiş.

İsrail’in Haaretz gazetesi yazarı Zvi Bar’el’de konuyla ilgili yazısında şunları ifade etti: “Devletin eline, isteyebileceği tüm savaşlarda, hatta görünüşte kendisine dayatılan savaşlarda bile savaşamayacağının kanıtı verildi. ‘Her türlü senaryoya hazırız’ blöfü bir sabun köpüğü gibi patlamakla kalmadı, İsrail’in Hamas’ı yok edebileceği, Lübnan’ı taş devrine döndürebileceği, İran’ın nükleer kapasitesini kırabileceği ve bu arada Batı Şeria’daki terörü ortadan kaldırabileceği yönündeki boş vaatler de tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.” Görüldüğü gibi, “çok cepheli savaş tehlikesi” vurgulanan ortak unsurdur. Ne Friedman, ne Ehud Barak ne de Bar’el İsrail karşıtıdır ancak İsrail’in bu süreçte daha görünür hale gelen yaşamsal zaaflarını kavramakta, bu zaafların yarattığı tehlikelerin üstesinden gelmenin yollarını aramaktadırlar.

İsrail Savaş Kabinesi mensubu Ulusal Birlik Partisi Başkanı Benny Gantz ve eski İsrail Genel Kurmay Başkanı Gadi Esenkot’un kabineden istifa etmesinden sonra savaş kabinesi Netanyahu tarafından dağıtıldı. Netanyahu’nun faşist hükümeti sadece muhalefetin ağır eleştirileri altında değil, hükümet içinde de ciddi anlaşmazlıklar mevcut. Netanyahu ve koalisyon ortakları arasındaki anlaşmazlıkların başında, Ultra-Ortodoks Yahudilere askerlik hizmeti zorunluluğu, hahamların atamalarını kimin kontrol edeceği ve savaş hedefleri konusundaki farklılıklar bulunuyor. Netanyahu’nun İsrail’de politik tekel kurma hamlelerine karşı gelişen kitle eylemleri de büyüyerek devam ediyor. Muhalefetin sesini yükseltmesi, Netanyahu’ya anlaşmazlık yaşadığı hükümet ortaklarıyla uzlaşmayı zorunlu kılıyor.

Zvi Bar’el yazısında, İsrail’in savaşacak insan kaynaklarının sınırlarına dikkat çekmişti. Gazze’de kapalı ve dar bir alanda savaşan Filistin direniş güçlerine karşı bile belirgin bir askeri üstünlük kuramayan İsrail’in çok cepheli bir savaşta ne tür sorunlar yaşayacağı, İsrail’de muhalefeti en fazla düşündüren unsur. Görüşlerini aktardığımız isimlerin muhalefetinin esası da bu noktaya dayanıyor. Onların gözden kaçırdığı bir önemli unsur, Netanyahu hükümetinin politikaları üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Netanyahu hükümeti savaşı büyütüp, savaşın alanını genişletmek istemektedir çünkü büyüyen ve genişleyen bir savaşta askeri kapasitesi daha yüksek güçlere karşı İsrail’in korunması ABD için bir zorunluluğa dönüşecektir. Savaş Lübnan’a yayıldığında, ABD ordusu kısa bir zaman içinde bölgeselleşen savaşa doğrudan müdahil olmak zorunda kalacaktır. Netanyahu hükümetinin Lübnan’a yönelik saldırganlığını artırmasının gerisinde bu hedef vardır.

Thomas Friedman İsrail hükümetinin bu hedefini kavramıştır ve yazısında ABD halkını ve yönetimini bu konuda uyarmakta, şöyle demektedir: “Her Amerikalı bu konuda endişelenmelidir. Bu, ABD’nin İsrail’e yardım etmek için bir Orta Doğu savaşına sürüklenmesinin reçetesidir – ki bu da Rusya, Çin ve İran’ın hayallerinin gerçekleşmesi anlamına gelecektir.” Ukrayna savaşı ve Asya Pasifik’te Çin’i çevrelemeye çalışan ABD açısından bu süreçte Ortadoğu’da bir bölge savaşında aktif olarak yer almak son derece pahalı bir tercih. ABD’de başkanlık seçimleri yaklaşıyor ve Gazze’deki soykırımın özellikle Demokrat Parti seçmenleri üzerindeki etkileri, ABD yönetimini endişelendiren bir başka faktör olarak öne çıkıyor. Saldırılarda ne kadar Filistinlinin öldüğü ABD yönetiminin bölge politikalarında sadece küçük bir ayrıntıdır ancak savaşın büyümesi ve ABD’yi doğrudan içine çekmesi ABD yönetiminin bölgedeki stratejik yönelişleri açısından en azından şimdilik istenir değildir. Bu nedenle, önümüzdeki birkaç haftanın en belirleyici bölgesel gündemi İsrail’in bölgesel savaş dayatması ve buna verilecek yanıtlar olacak.

Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayınlanan bir raporda, “İsrail, sivillere zarar verilmesini önleyen ya da mümkün olduğunca en aza indiren savaş araçlarını ve yöntemlerini seçme yükümlülüğünü hava saldırıları sırasında sistematik olarak ihlal ediyor” tespitine yer verildi. Ekim-Aralık 2023 dönemini kapsayan raporda, 6 vaka örnek gösterilerek İsrail ordusunun savaş hukukunun temel ilkelerini defalarca ihlal ettiği gösterildi. Birleşmiş Milletlere bağlı Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu geçen haftaki açıklamasında, İsrail yönetiminin 7 Ekim’den bu yana Gazze’de işlenen bir dizi insanlığa karşı suç ve savaş suçundan sorumlu olduğunu ifade etmişti.

Birleşmiş Milletlerin bu raporları ve dünyanın dört bir yanında gelişen Filistin halkıyla dayanışma eylemleri, İsrail’in geleceğini düşünenler açısından son derece kaygı verici. Filistin halkının mücadelesinin en belirleyici yönü onun bitimsiz direnme kapasitesidir. Filistin halkının öz direniş kapasitesi, uluslararası dayanışmayla sağlamlaşmaktadır. Dünyanın dört bir yanındaki devrimci-demokratik güçlerin bu süreçte en önde gelen görevlerinden biri, Filistin halkıya dayanışmayı daha da yükseltmek, Filistin halkının direnişine güç vermektir.

Paylaşın