Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Avrupa’da siyasi sarsıntı ve faşist yükseliş – Cenk Ağcabay

G7 ülkelerinin liderleri Avrupa Parlamentosu seçimleri sonrası oluşan siyasal tablo tartışılırken, İtalya’da zirve için buluştu. G7 ülkeleri liderlerinin zirve için İtalya’da buluşmalarını haberleştiren New York Times gazetesi, haberinde şöyle bir giriş yaptı: “Bayan Meloni dışındaki liderler toplantıya kuşatılmış, zor durumda ya da tehlike altında geliyor.” NYT’ye göre, bu buluşma Batı’daki siyasi sarsıntılara işaret eden kötü bir yakınlaşmaya denk düşüyor.

İtalya Başbakanı Giorgio Meloni’nin “Batı’daki siyasi sarsıntılardan” en az etkilenen siyasi aktör olması bir hakikat, tıpkı misafirlerinin “kuşatılmış” ya da “zor durumda” olması gibi. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Avrupa’nın merkez ülkeleri Almanya ve Fransa’daki siyasal iktidarların aldığı darbelerin belirleyici etkileri tüm Avrupa’ya dalga dalga yayılma potansiyeline sahip. Böyle olduğu için etekler tutuşmuş durumda…

Burjuva Batı basını günlerdir “Fransa Büyük Tehlikede” türünden başlıklar altında yayınlanan haber ve yorumlarla kaplandı. “Aşırı sağ” ya da “sağ popülizm” olarak adlandırılan siyasi hareketlerdeki yükselişin Avrupa Parlamentosu seçimlerinde daha görünür hale gelmiş olması bu haber ve yorumlara temel oluşturuyor ama hep olduğu gibi, bu hareketlerin gerçek niteliği açığa çıkarılmaktan çok gizlenmeye çalışılıyor.

Fransa’da faşist Marine Le Pen’in lideri olduğu Ulusal Birlik Partisi ulaştığı yüzde 31’lik oy oranıyla birinci parti konumuna gelirken, devlet başkanı Emmanuel Macron’un başında olduğu ittifak yüzde 14’lük oy oranıyla en büyük gerilemeyi yaşadı. Macron temmuz ayında erken seçim kararı aldı. Şimdi bu kararla birlikte Macron’un “büyük kumarı” üzerine tartışılıyor. Çeşitli yorumcular, Macron’un bu kararla yasal bir zorunluluk altında bulunmamasına rağmen “Aşırı sağa iktidarı altın bir tepsi içinde sunma tehlikesine yol açtığı” eleştirisini yapıyor.

Macron’a bu eleştiriler yapılıyor ancak onun bir önceki seçimde de benzer bir taktik izlediği unutulmuş görünüyor. Macron önceki seçimde de, “aşırı sağ” tehlikesine karşı ortak cephe söylemini geliştirmiş ve bu sayede kazanması mümkün olmayan bir seçimi oy alması mümkün olmayan kitlelerden oy alarak kazanmıştı. Fransa’nın emperyalist egemen sınıfının siyasi temsilcisi Macron, ölümü gösterip sıtmaya razı etme taktiğiyle kazandığı seçim sonrasında, egemen sınıfın emekçi halk sınıflarına yönelik saldırı politikalarına, Rusya’ya karşı savaşı büyütme hamlelerine kararlılıkla kumanda etti.

Macron faşist hareketi kullanarak seçim kazanma taktiğini bir kez daha deneyecek. Öncekinde kazandı ve faşist hareketi geriletmek için kendisine oy vermek zorunda kalan emekçilere yönelik saldırılarına hiç ara vermedi. Emeklilik yaşının yükseltilmesinden, işsizlik yardımlarının daraltılmasına, yeni kemer sıkma önlemlerine emekçi düşmanı politikalarını kararlılıkla uyguladı. Emekçilerin kazanımlarına saldırırken, emekçilere kapattığı para musluklarını Ukrayna savaşı için açtı. Rusya’ya karşı Avrupa’nın “fedailiği” rolüne soyunmaya çalıştı. Macron’un mimarı olduğu bir yasal düzenleme göçmenlik meselesine ilişkindi ve faşist Le Pen Macron’un yasal düzenlemesinin kendileri için “ideolojik bir zafer” anlamına geldiğini söylemişti. Macron Le Pen’in desteklediği bir yasal düzenlemenin altına imza atmıştı.

Sarsıcı seçim sonuçları Fransa’da tartışmaları şiddetlendirdi. Şimdilerde, “eski bir Nazi askeri birimi yöneticisinin kurucularından olduğu partinin” nasıl olup da ülkenin birinci partisi konumuna geldiği sorusu soruluyor. Bu sorunun sorulmasının nedeni, Ulusal Birlik Partisi’nin lideri Marine Le Pen’in babası Jean-Marie Le Pen tarafından kurulmuş olması. Fransa’nın Cezayir’de yürüttüğü sömürge savaşının komutanlarından Jean-Marie Le Pen Cezayir halkına uyguladığı işkence ve katliamlarla tanınıyordu. Jean-Marie Le Pen anılarında, partiyi birlikte kurduğu isimler arasında Mussolini’ye danışmanlık yapan Jacques Doriot’un, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşında Sovyetler Birliği’ni işgal eden Nazi SS Waffen askeri birimlerinde komutanlık yapmış Andre Dufraisse’nin, tanınmış faşist François Duprat’ın da bulunduğunu yazmıştı. Jean-Marie Le Pen kitabında, Nazi iktidarına olan hizmetlerinden ötürü bizzat Hitler tarafından ödüllendirilmiş Belçikalı faşist Leon Degrelle ile olan yakın ilişkisini övgüyle anlatmıştı.

1970’lerden beri Fransa’nın burjuva siyaset alanında yer alan faşist partinin kurucularının kimliklerinin birden bire anımsanması kuşkusuz boşuna değil, buna hiç şaşırmamak lazım. Bu durum, emperyalist Fransa sermayesinin siyasi temsilcisi Macron’a yeni bir seçim başarısı kazandırmak için yürütülmeye başlayan faaliyetlerin bir parçası. Macron erken seçim kararının ardından Çarşamba günü uzun bir konuşma yaptı ve aşırı uçları reddeden tüm Fransızları erken seçimlerde merkez partilere oy vermeye ve böylece Cumhuriyeti aşırı sağın bağnazlığından ve aşırı solun antisemitizminden kurtarmaya çağırdı.

Faşist hareketle devrimci sosyalist hareketleri aynı parantezin içine yerleştirerek eşitlemek ve “aşırı uçlar” olarak konumlandırmak burjuva siyasetin gelenekselleşen hilelerinden biridir. Fransa’da ve tüm Avrupa’da halk kitlelerinin katliamcı İsrail’e karşı tavır alması ve Filistin halkıyla dayanışması karşısında emperyalist egemen sınıf bu hileye başvurmaktadır. Katliamlara karşı tutum almak anti-semitizmle özdeşleştirilerek hem İsrail’e katliam yapma özgürlüğü sağlanmakta hem de solun enternasyonalist tutumu lekelenmeye çalışılmaktadır. Sarı Yelekliler hareketinin halkçı-demokratik taleplerini polis şiddetiyle bastıran Macron, bir kez daha “aşırı sağ” tehlikesi söylemini kullanarak solu kendi politikalarına yedeklemeye çalışıyor.

Macron konuşmasında ne yapmak istediğini, ekolojistlere, Sosyalistlere, Sosyal Demokratlara, radikallere ve Komünist Parti’den geriye kalanlara seçimden önce ya da sonra bir araya gelerek Fransa için yeni bir yol çizmeleri çağrısında bulunarak daha belirgin hale getirdi. Macron Fransa’da kırsal bölgelerde ve bilgi ekonomisinin kazanımlarından yararlanamayan alanlarda var olan “kontrol kaybı, mülksüzleşme ve küme düşme duygusunun farkına varılması gerektiğini” belirtti. Tabii tüm bunlarda kendisinin yedi yıllık iktidar dönemi boyunca uyguladığı temel neo-liberal ve emekçi düşmanı politikaların yarattığı etkilerden söz etmedi.

Kuşkusuz Macron’un yedi yıllık iktidarı kendisinden önceki uzun neo-liberal dönemin sadece bir uzantısı konumundaydı. Fransa’da emekçilere yönelik saldırılar uzun bir zaman dilimi boyunca kesintisiz devam etmişti. Fransa emekçilerinin tarihsel kazanımlarına yönelen saldırıların yarattığı hoşnutsuzluk, sözde Sosyalist Partinin iktidar dönemlerinde de süregelmişti. İsimleri ne olursa olsun siyasal iktidarı alan burjuva partilerinin tümünün aynı temel sermaye yanlısı ve emekçi karşıtı uygulamaları devam ettirmesi burjuva siyaset alanında son seçimde yaşanan alt üst oluşun temel nedeniydi. Faşist demagoji burjuva siyaset alanının boşluklarından beslenerek büyümüştü. Sahte muhalefet olarak doğan boşlukları dolduracak bir söylem geliştiren faşist parti, kitlelerdeki hoşnutsuzluğu göçmenler, küreselciler gibi yanlış ve şekilsiz hedeflere yönlendirerek, manipülasyonlar yaratarak yol almıştı.

Almanya ve Fransa’da egemen sınıfın ekonomiyi daha fazla militaristleştirme hamleleri ve Ukrayna savaşına giderek daha fazla doğrudan müdahil olma adımları faşist hareketler için daha uygun bir zeminin doğmasını beraberinde getirdi. Macron’un seçim sürecinde Ukrayna’ya asker gönderme seçeneğini gündeme getiren konuşmaları ve katı savaş ve NATO yanlısı politikası faşist partinin manipülasyonlar yaratarak beslendiği bir başka ana başlık oldu. Halk sınıflarının egemen sınıfın savaş yanlısı, NATO politikalarına karşı tutum aldığını gören faşist parti sahte bir savaş karşıtı pozisyon geliştirdi. En iyi örneğini İtalya’da Meloni de gördüğümüz bu pozisyon, iktidarı almasıyla birlikte hızla NATO ve Avrupa değerlerini keşfetti ve savaşçı bir politikaya dönüş yaptı. Fransa ve Almanya’daki faşist hareketler bir yandan sahte bir savaş karşıtı söylem geliştirirken, bir yandan da Nato ve savaş yanlısı politikayı uygulamak için iktidarın kendilerine sunulmasını bekliyor.

Avrupa’da burjuva siyasi alan sarsıntılar yaşamaktadır ve fakat bu alanda emekçi halk sınıflarının çıkar ve özlemlerini temsil eden tek bir politik özne bulunmamaktadır. Egemen sınıf “aşırı sağ” umacısı ve Rusya tehlikesi kartlarına oynayarak halk sınıflarının hoşnutsuzluğuna rağmen siyasal hegemonyasını yeni bir düzlemde tesis etmeye çalışmaktadır.

Avrupa Parlamentosu seçiminin ortaya çıkardığı temel olgu ve süreçlerinin gösterdiği, Avrupa egemen sınıfları açısından sömürü ve savaş politikalarının devamlılığının sağlanmasında burjuva siyasi alanda yeni siyasi aktörlere alan açma zorunluluğunun giderek daha fazla hissedilir olmasıdır. Bu nedenle, önümüzdeki aylarda Avrupa’da siyasi ilişkilerde sertleşme kaçınılmazdır. İktidarı paylaşmak istemeyen geleneksel siyasi aktörlerle, siyasi iktidarda daha geniş bir nüfuz alanı isteyen yeni siyasi aktörler arasında çatışmalar şiddetlenecek, egemen sınıf optimal bir denge noktası bulmak için arayışlarını arttırarak sürdürecektir. Fransa ve daha genel olarak Avrupa emekçileri için yegane çıkış yolu, merkezinde emekçi halk sınıfları bulunan anti-emperyalist, anti- kapitalist ve anti-faşist bir mücadele halk cephesinin inşa edilmesidir. Burjuva sol hareketlerin yarattığı yanılsamalardan arınmış bir devrimci cephenin inşa edilmesi için vakit geçirmeksizin harekete geçilmesi yaşamsal bir önem kazanmıştır. Macron liderliğinde yükseltilmeye çalışılan söylemin ve siyasi çerçevenin doğrudan ülkenin emekçi sınıflarını ve göçmen emekçileri kapsamaya çalışması, onların duyarlılıklarına hitap eden ögelerden oluşması bir tesadüf değil, keskinleşen sınıf mücadelelerinin açık bir ifadesidir. Emekçi halk sınıflarını sahte vaatlerle kazanamayan, emekçileri kontrol altında tutamayan bir siyasal projenin başarı şansı yoktur ve bunu en iyi düşman egemen sınıf bilmektedir. Emekçi halk sınıflarının birleşmesi ve örgütlenmesi durumunda kazanacakları koca bir dünya vardır ve bunun gerçekleşmesinin nesnel koşulları oluşmaktadır. Meselenin en önemli yönü, nesnel koşulların yarattığı olanaklardan yararlanarak kendi devrimci kapasitesini geliştirecek ve genişletecek devrimci güçlerdir. Devrimci güçler kazanmak ve emekçi halk sınıflarına kazandırmak için vakit kaybetmeksizin harekete geçmelidir.

Paylaşın